FIKIH DERSİ ÖZETİ 1. VE 2. ÜNİTE

FIKIH

FIKIHIN TANIMI

Sözlük Anlamı: Derin anlayış, kavrayış ve söylenen sözden ne kasdedildiğini bilmek demektir. Bu anlamda Peygamberimiz;

Allah kime hayır dilerse onu dinde fakih /anlayışlı kılar, buyurur.” Allah Teâla ise:

Şu topluluğa ne oluyor, kendilerine bildirilen sözleri fıkhetmeye /kavramaya yanaşmıyorlar.” Nisâ, 4/78

Terim/Istılah Anlamı: Kişinin lehine ve aleyhine, faydasına ve zararına olanı bilmesidir.

İslam Fıkhı: Kaynaklarından (Kur’ân, sünnet, icma) ameli konularda, açık delillerle hüküm çıkarmayı inceleyen ilimdir.

AMACI

İnsanın Allah’a, kendisine, çevresine ve diğer insanlara karşı hak ve sorumluluklarını bildirerek, dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamayı hedef edinir.

Kişilerin ibadetleri doğru, eksiksiz ve bilinçli yapmalarını amaçlar.

KONULARI

İbadetler: Namaz, hac, oruç, zekat gibi

Muamelat: İnsanlar arasında günlük hayattaki mal varlığıyla ilgili ilişkilerdir. Ticaret, hibe, kefalet ve vekalet gibi konuları içerir.

Münakahat /Aile Hukuku: Evlenme ve boşanma ile ilgili hükümleri içerir.

Ukubat /Ceza Hukuku: Suçlar ve cezalarla ilgili hükümleri içerir.

Feraiz: Miras ve vasiyet ile ilgili hükümleri içerir.

FIKIH İLMİNİN İLKELERİ

a-Adalet: Rabbimiz bu hususta:

Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun!” Mâide, 8 buyurur.

b-Mükellefiyette kolaylık: Rabbimiz bu hususta

Allah kimseye gücünün yetmediği bir teklifte bulunmaz.” Bakara, 2/86

Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez.” Bakara, 2/185 buyurur.

Paygamberimiz ise “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, sevdirin nefret ettirmeyin, buyurur.”

c-Kamu yararının gözetilmesi

d-Hükümlerde tedricilik

d-Lelallerde genişlik

e-Haramlarda sınırlılık

FIKIH USULÜ

Elde edilen fıkhi hükümlerin delilleri ile bu delillerden hüküm çıkarma yol, yöntem, usül, metod ve ilkelerini inceleyen ilme denir. Veya

Kur’an ve sünneten hüküm çıkarmanın yol yöntemini gösteren, İslamın temel ilke ve kurallarını bildiren ilme denir.

Örneğin:

Namaz kılın!” Bakara, 2/43 incelersek

Kaynağı: Kur’ân’dır.

Konusu: İbadettir.

Amacı: Allah’ın rızasını kazanmak, fahşa ve münkerden uzaklaştırmaktır.

Hükmü: Farzdır.

İlkesi: Allah’ın emirler farziyet ifade eder.

FAKİH: Kur’an ve sünnetten hükün çıkaracak kadar alim olan kişilere denir. Var gücüyle hüküm çıkarmaya çalışan Müctehidler’e de fakih denir.

FIKIH İLMİNİN DOĞUŞU ve GELİŞİMİ

A-ALLAH RESÛLÜ (a.s.m) ZAMANINDA FIKIH

İslam Fıkhı, Efendimize gelen vahiy ve bu vahyin tebliği ile başlar.

Mekke Döneminde inen ayetler genel olarak; iman, ahlak, Allah’ın esma ve sıfatları, davet mücadelesi, geçmiş peygamberler ve ümmetlerin hayatları, mücadeleleri ve bunlardan çıkarılan dersler ile namaz hakkında inmiştir.

Efendimiz Mekke döneminde Kabe’de namaz kılıp açıktan Kur’an okuyarak, gece evinin önünde namaz kılıp Kur’an okuyarak vahyi tebliği etmiş, Dâru’l-Erkam’da da sahabilere öğretmiştir.

Medine Döneminde iman ahlakla ilgili ayetlerin yanısıra bütün fıkıh konularını içeren ayetler inmiştir.

Allah Resûlü (a.s.m) ayetleri sahabilerine Mescid-i Nebevî’de, Suffe’de ve fırsat bulduğu her ortamda tebliğ edip açıkladı. Anlaşılmayan husuları anlattı, sorulara cevap verdi. Hüküm ve fetva verdi. Sahabilerini hüküm ve fetva verecek şekilde yetiştirdi.

Efendimiz zamanında davetçi, zekat memuru, komutan ve vali olarak uzak diyarlara gönderilen sahabiler oralarda; yöneticilik yaptı, namaz kıldırdı, insanları İslam’a davet etti, Kur’an ve sünneti öğretti, zekat topladı, kadılık, müftülük ve cihat yaptılar.

Allah Resûlü (a.s.m) Zamanında Fıkıh Kaynakları (Edille-i Şeriyye)

Kur’an,

sünnet

kıyas /ictihattı.

Bu husus Allah Resûlü’nün (a.s.m) Muâz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken kendisine sorduğu soru ve cevaptan net olarak anlaşılır.

Muâz b. Cebel anlatıyor:

Allah Resûlü (a.s.m.) beni Yemen’e göndereceği zaman:

-Sana hakkında hüküm vermen gereken bir olay getirildiğinde nasıl hükmedersin? diye sordu. Ben:

-Allah’ın kitabı ile hükmederim, dedim. Efendimiz:

-Vereceğin hükmün delilini Allah’ın kitabında bulamazsan ne yaparsın? diye sordu. Ben:

– Allah Resûlü’nün (a.s.m.) sünneti ile hükmederim, dedim. Efendimiz:

– Allah Resûlü’nün (a.s.m.) sünnetinde delil bulamazsan ne yaparsın? diye sorunca:

-Görüşümle ictihad ederim, dedim. Allah Resûlü (a.s.m.) eli ile göğsüme vurdu.

-Peygamberinin elçisini razı olduğu şeye muaffak kılan Allah’a hamdolsun, buyurdu.1

KUR’AN

Allah tarafından Hz. Muhammed’e (a.s.m) Arapça olarak vahyedilen, bize kadar tevatür yoluyla nakledilen, mushaflarda yazılı olan, Fatiha Suresiyle başlayıp Nas Suresiyle biten ilahi kelamdır.

Kur’an fıkhi hükümlerin ilk kaynağıdır. Onun emir ve yasaklarına uymak her Müslümanın asli görevidir.

Kur’an, ayrıntılara inmeden ‘anlaşmalara bağlı kalmak, ahde vefa, adaletten ayrılmamak, hile yapmamak, aldatmamak, yalandan, iftiradan, gösteriş ve israftan uzak durmak, danışmak ve istişare etmek’ gibi hukukun temel ilkelerinden oluşan genel ve kapsayıcı hukuk prensiplerini vazeder. Bu durum İslam hukukunun kıyamete kadar her devirde ve her şart altında insanların ihtiyaçlarına çözüm üretebilecek nitelikte olmasının garantisidir.

Kur’an’ ayetlerinin tamamı delaleti subitidir. Lakin emir ve yasakların tamamı delaleti katî değildir. Bir kısmı delaleti kat’î bir kısmı delaleti zannîdir. Örneğin birden fazla anlamı olan ayetlerin delaleti kati değil zannidir.

SÜNNET

Hz. Peygamber’den nakledilen söz, fiil ve takrirlere denir.

Sünnet Çeşitleri

Kavli, fiili ve takriri olmak üzere üçe ayrılır.

Kavli Sünnet: Peygamberimizin sözlerine denir.

Fiili Sünnet: Uygulamaları ve yapıp ettiklerine denir.

Efendimizin fiilleri üçe ayrılır

a-Hz. Peygamberin tabii, beşeri, sıradan işleri: Yeme, içme, giyinme, uyuma gibi tabii ve insani davranışları, görgü ve tecrübesine dayanarak yaptığı ticaret, ziraat, savaş taktik ve tedbirleri, hastalık ve tedâvi gibi konulardaki davranışlar bu kabildendir. Bunlar hukuken uyulması gereken fiiller değil, ahlak ve edeben uyulması gereken fiillerdir.

b- Hz. Peygamber’in kendine mahsus fiileri: Teheccüt namazını farz olarak kılması, savm-i visal, dörtten fazla hanımla evlenmesi gibi. Bu konular ona özeldir, başkaları bu hususlarda ona uyamaz.

c-Hz. Peygamber’in teşriî /dini hüküm koyma içerikli fiilleri:

Bu fiiller bir Kur’an ayetini açıklıyorsa hükmü alınır.

Müstakil bir davranış ise bakılır; vücûb, nedb, ibaha gibi şer’î vasfı biliniyorsa bu doğrultuda amel edilir.

Yoksa Allaha yakınlık anlamı taşıyıp taşımadığına bakılır. Taşıyorsa ona uymak müstehap sayılır. Taşımıyırsa, mubah kabul edilir.

Takriri sünnet: Peygamberimizin bir olay karşısındaki tavrıdır. Bunu kabul, red veya tepkisiyle ifade eder. Sessiz kalması veya gülümsi kabul işareti sayılır.

Rivayet açısından sünnet üçe ayrılır:

Mütevatir sünnet, meşhur sünnet ve âhâd sünnettir.

Sünnet İslam Hukukunun ikinci derece kaynağıdır. Maide, 92; Nisa, 80; Al-ü İmran, 31; Nisa, 65; Ahzab, 36…gibi ayetler sünnete uymayı emreder.

Kaynak olma yönü ile sünnet:

Sünnet; Kur’andan sonra ikinci kaynaktır. Ya Kur’an’ın hükümlerini teyit eder, ya Kur’an ayetlerini açıklar veya Kur’an’da hükmü açıklanmayan bir hususta hüküm koyar. Kur’anla çelişen bir sünnet düşünülemeyeceği gibi, sünnetsiz Kur’an da düşünülemez. Sünnetsiz Kur’an doğru anlaşılamaz.

B-SAHABE ZAMANINDA FIKIH

Efendimiz vefat ettikten sonra Kur’an ve Sünnet öğrenme, amel etme ve hüküm verme faaliyetleri durmayıp bütün hızıyla devam etti.

Hz. Ebû Bekir halife olunca ilk icraatlarından biri sahabilerin önde gelenlerinden bir şura heyeti kurmak oldu. Diğer halifeler bu geleneği devam ettirdiler.

Halifelere fetva ve hüküm içerikli konular gelince,

İlk olarak Kur’an’a baktı. Delil buldu ise ona göre hükmetti. Bulamadıysa,

İkinci olarak sünnet bilgisine baktı, delil bulduysa onunla hükmetti. Bulamadıysa çevresindekilere:

-Bu konuda hadis bilen veya Efendimizin uygulamasına dair bilgisi olan var mı? diye sordu. Varsa aldığı cevap doğrultusunda hüküm verdi. Yoksa;

Üçüncü olarak şura heyetini topladı. Meseleyi anlatarak görüşlerini istedi. Şuradan çıkan sonuca göre hüküm verdi. Buna İcma dendi. Veya:

Dördüncü olarak kıyas yoluyla /Kur’an ve sünnete dayanarak ictihat etti.

Yalnızca halifeler fetva ve hüküm vermediler. İlimde öne çıkan sahabiler ile şehirlere yönetici ve kadı olarak atanan sahabiler de fetva ve hüküm verdiler. Fetv ve hüküm verirken:

Kur’an,

Sünnet,

İcma veya halifelerin fetva ve uygulamaları ve

Kıyas /İctihad ile hüküm verdiler.

Fetihlerden sonra yöneticilerin yanısıra Mekke, Medine, Kufe, Basra, Şam, Mısır gibi İslam Devleti Merkezlerine yerleşen Abdullah b. Mesûd, Abdullah b. Amr, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbâs, Enes b. Mâlik, Ebû Derda, Ebû Hureyre, Hz. Âişe gibi alim sahabiler, buralarda büyük ilim meclisleri kurarak öğrenci yetiştirdiler, fetva ve hüküm verdiler. Bu faaliyetler sonucunda Hicaz, Kufe, Basra, Şam ve Mısır ekolleri oluştu. Bu ekoller mezheplerin temellerini oluşturdular.

C-MEZHEPLERİN OLUŞUMU

Sahabilerin eşsiz gayretiyle İslam dünyasının dört bir yanında büyük ilim halkaları kuruldu, Sayısız alim yetişti. Bunlar arasında öne çıkanlar, fıkhi hükümleri tesbit ederken, fetva ve hüküm verirken belli bir yol, yöntem ve usul takip etti, ilke ve kurallar belirlediler. Öğrencileri ve bu ilkeleri benimseyenler, onların fetvalarını etrafa yaydılar böylece mezhepler oluştu. Mezheplerin kurucularına mezhep imamları dendi. Mezheplerden bir kısmı yayılmadı. Bağlıları azalıp yok olunca devam etmediler. Beşi devam etti.

Devam Eden Mezhepler:

Hanifi,

Şafii,

Hanbeli,

Mâliki

Bağlıları /Mensupları Kalmayan Mezhepler

Basra’da, Hasan Basrî, Ö, 110

Kufe’de, Süfyân es-Sevrî, 161 ve Abdurrahman b. Ebî Leylâ, Ö: 148

Suriye’de, Evzaî, Ö: 157

Mısır’da, Leys b. Sad, Ö: 175

Bağdat’da, Dâvud b. Ali ez-Zahirî, 270

MEZHEP İMAMLARININ KAYNAKLARI

EBÛ HANİFE

Kur’an,

Sünnet,

Sahabi Kavli /İcma,

Kıyas /İctihad,

Gelenek görenek ve örfü dikkate alan İstihsan.

İmam Ebû Hanife, Kuran ve sünnetin bütününden elde ettiği genel kaide ve ilkeleri ictihatlarında temel olarak kullanmıştır. Bu nedenle yeni problemleri çözerken, , kıyas ve re’y metoduna diğer imamlardan daha fazla başvurmak durumunda kalmıştır

İMAM MÂLİK

Kur’an,

Sünnet,

Sahabi Kavli /İcma,

Kıyas /İctihad,

Ameli Ehli Medine,

Toplum menfaatini dikkate alan Mesalihi Mürsele,

İmam Mâlik, Medine halkının amelini ahad hadise tercih ederdi.

İMAM ŞAFİİ

Kur’an,

Sünnet,

Sahabi Kavli /İcma,

Kıyas /İctihad,

İstishab

İMAM HANBEL

Kur’an,

Sünnet,

Sahabi Kavli /İcma,

Zaruret halinde Kıyas /İctihad,

İmam Şafii ve İmam Hanbel, sözlü hadislere de yaşanan sünnet kadar önem verir.

İmam Ebû Hanife ve Mâlik yaşayan sünneti öncelerlerdi. İmam Ebû Hanife ictihadı sıhhati kesin olarak bilinmeyen hadislere tercih ederdi.

İSLAM HUKUKUNUN DİĞER KAYNAKLARI

İCMA

Bir devirde yaşayan fakihlerin tamamının dini bir meselenin hükmü konusunda aynı görüşte birleşmesine denir. Sarih ve Sükûtî olarak ikiye ayrılır.

Sarih İcma: Görüş birliğinin açıkça bilinmesi

Sükûtî İcma: Bir kısım müçtehitlerin açıkladığı bir görüşe diğerlerinin itiraz etmemesidir.

İcmanın Hükmü:

Sarih icma, ulemanın büyük çoğunluğuna göre kesin delil teşkil eder, ona uymak vâcip muhalif davranmak haramdır. Sükûtî icma konusunda ihtilaf edilmiştir.

Maslahat yani ümmetin menfaati esas alınarak varılan icma, menfaatlerin değişince hükmü değişir.

KIYAS

Kitap, Sünnet veya İcma’da hükmü bulunmayan bir meselede, Kur’an, sünnet veya icmadaki bir hükmle illet birliği kurarak kıyaslama yoluyla ictihat yapılmasıdır.

Hükmü nass veya icma yoluyla belirlenmiş olan meseleye asıl, hükmü nass veya icma tarafından belirlenmemiş olan meseleye fer, bağlantı kurulan sebebe illet, yapılan ictihada hüküm denir.

Mesela: Şarab içmek haramdır, çünkü insanı şarhoş eder.

Viski, rakı, bira içmenin hakkında nass bulunmaz. Lakin şaraba kıyas edilerek haram hükmü verilir. Burada:

Şarap içmek, asl;

Rakı içmek, fer’;

Haram, hüküm;

Sarhoş etmek, illetdir.

MESÂLİH-İ MÜRSELE

Hakkında nass, icma ve kıyas gibi emir veya yasak edici şer’î bir delil olmayan konuda İslâm’ın ruhuna uygun bir maslahata /faydaya göre hüküm vermektir.

Maslahat üç çeşittir.

1- Muteber maslahatlar: Geçerli olduğu nasslar tarafından açıklanmıştır. Dinin, canın, aklın, neslin ve malın korunması gibi.

2- Mülğa maslahatlar: Nasslarla geçersiz kılınmış maslahatlar. Faizle para kazanma, kız ve erkek kardeşlere mirasta eşit pay verme gibi.

3- Mürsel maslahatlar: Geçerli veya geçersiz olduğuna dair bir delil bulunmayan fakat insanlara bir menfaat sağlayan veya bir zararı def eden maslahatlardır.

Kuranın mushaf halinde toplanması, Hz. Ebu Bekir’in Hz. Ömer’i halef olarak göstermesi, Hz. Osman’ın ana mushaf dışındaki mushafları yaktırması, Cuma için ikinci bir ezan okutturması, Hz. Ömer’in, valisi Huzeyfe’ye Hristiyan hanımını boşattırması, fethedilen toprakları gazilere dağıtmayıp, haraç vergisi koyması…hep maslahat prensibine göre verilmiş hükümlerdir.

İnasanların fayda ve zararları yani maslahatları zamanla değişebilir. Hüküm de buna göre değişir. Maslahat prensibi İslam hukukunun kıyamete kadar her zaman ve her yerde uygulanabilirliğini sağlayan en önemli delildir. Fıkıh tarihinde çok kullanılan bu delilin bugün de dini-hukuki meselelerimizin halledilmesinde çok önemli bir yer tutması kaçınılmazdır.

İSTİHAB

Daha önce verilen bir hükmün -aksine delil bulunmadıkça- korunması yönünde hüküm vermeye denir. İstishâb metodunun temelini, “Şek ile yakin zâil olmaz” kaidesine dayanır.

İSTİHSÂN

İstihsan, güzel bulma, güzel görme demektir.

Müctehidin bir meselede, örf, maslahat ve zaruret gibi özel bir delil sebebiyle, o meselenin benzerlerinde verdiği hükümden vazgeçip, başka bir çözümü benimsemektir.

Veya iki farklı kıyas imkânı bulunduğunda, ilk bakışta dikkat çekmeyen kıyası (kapalı kıyası) gerekçe birliği açısından daha güçlü bulduğu için açık kıyasa tercih etmektir.

İstihsan, zahiri mezhebi dışındaki müçtehidler tarafından şer’î bir delil olarak kullanılmıştır.

1 Ebu Davud, 3593; Tirmizî, 1328; Tayalisi, Müsned, 560; Müsned, 22060; İbn Sad, Tabakât, 3/585; Darimi, 1/60; Veki, Ahbaru Kudat, 1/98; Dimyâtî, Ahbâru Kabâil, 2/857

Paylaşmak Güzeldir