VAHYİN IŞIĞINDA YETİŞEN BİLGE KADINLAR

Bizleri İslam ile şereflendiren Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamd olsun. Salât ve selam, Müminlere usve-i hasene olan Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.), ehl-i beytine, ashabına ve örnekliğe hakkıyla tabi olanlar üzerine olsun.

Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle düzenlenen programımıza hoş geldiniz sefalar getirdiniz.

Kıymetli Misafirler, Sevgili Gençler!

Diyanet İşleri Başkanı Sayın Prof. Dr. Mehmet Görmez: “İnsanlık; Yüce dinimizi hakkıyla öğrenebilmiş ve öğretebilmiş olsaydık, insanlığa Kuran’ın ve Peygamber Efendimizin getirdiği rahmet mesajlarını doğru anlatabilseydik, kendi hayatımızda da bunu en güzel şekilde gösterme imkânına sahip olsaydık, öyle zannediyorum ki insanlık Kuran’ın nazil olduğu günü dünya kadınlar günü ilan edecekti.” der.

Kadına yönelik pek çok programın yapıldığı bu günlerde, bu güzel hizmete katkıda bulunmak için kadını bir başka açıdan ele alalım istedik. Vahyin ve Sünnetin ışığında yetişen BİLGE KADINLARI, onları BİLGELİĞE taşıyan vasıflarını konuşalım istedik.

Aziz Dostlar, Kıymetli Misafirler!

BİLGİ, yüzyıllardır insanlık için kapıları açan, değerli bir hazine olmuştur, peşine düşülen ve aranılan…

BİLGİ VE BİLGELİK; geçmişten günümüze kadar insanların, üzerine kafa yorduğu önemli kavramlardandır. Öğrenme, araştırma, deney veya gözlem sonucu elde edilen gerçeklerin bütünüdür BİLGİ. Karşımıza bir söz, bir çizim, bir resim, bir metin, bir fotoğraf veya bir film olarak çıkabilir.

BİLGE; Bilgiyi alan, içselleştiren, hayata geçiren ve doğru yerde kullanabilen kişidir.

  • Bilgelik, bildiklerini ihtiyaçları doğrultusunda harekete geçirmektir.
  • İnandığın şekilde yaşamak için gerekli ortam ve koşulları oluşturmak, riske girebilmek ve sabır ve sebatı gösterebilmektir.
  • Bilgelik; Doğru zamanda, doğru şeyi düşünme ve doğru şekilde eyleme geçebilme yeteneğidir.

İnsan, bilgiyi hayata geçirdiği sürece bilgeliğe ulaşır. Bilgiyle, bilgeliği ayıran ince çizgi işte budur. Hiç kimse Sadece okuyarak, başkalarının sözlerini ve yaşam deneyimlerini dinleyerek, sınavlara girerek, diploma alarak bilge olamamıştır.

  • Bilge olmak, aynı zamanda düşünce ve davranışların sorumluluğunun bilincinde olmaktır.
  • Bilge olmak, tüm korkularından sıyrılıp, rehavete düşmeden, hedefe doğru durmaksızın cesurca yürüyebilme ruhuna sahip olmak demektir.
  • Bilge kişi, arzu ve ihtiraslarından arınmasını bilen kişidir.
  • Bilgelik, ruhu dünyevi tutkuların ve nefsanî arzuların kıskacından kurtarıp; huzur ve sükuna kavuşturan, hakikat incilerini benliğinde toplayarak düzeyli bir biçimde yaşama sanatıdır.

Geleceğin ümidi olan gençler! Allah’a ulaştırmayan, düşünceye incelik ve derinlik kazandırmayan, Allah sevgisini ve aşkına vesile olmayan bilgi, sadece kuru söz yığınından ibarettir. Fuzûlî’nin “Aşk imiş her ne varsa âlemde / İlm bir kîl u kâl imiş ancak…” dizeleri bu gerçeği ne güzel de dile getirir

Bu, Kur’an’î tabirle hikmettir. Tıpkı Rabbimizin buyurduğu gibi: 

Allah hikmeti (yani bilgeliği), kime dilerse, ona verir. Kime de hikmet / bilgelik verilirse muhakkak ki ona çok hayır verilmiştir

SEVGİLİ DOSTLAR,

Bilgeliğe ulaşmanın dolayısıyla Dünya ve Ukba saadetini yakalamanın en kolay yolu, bu saadeti yakalamış, başarıya ulaşmış insanlara ittiba etmekten, onların yollarını izlemekten ve ayak izlerini takip etmekten geçer…

Dünya ve ahiret saadetini, ancak İslam’ın model olarak sunduğu kimselere tabi olarak elde edebiliriz. Hüsranımız ise, onları bırakıp sahte modeller üretmek ve onlara tabi olmakla olacaktır. Bu hususa dikkat çeken Allah Teâla;

Muhakkak ki sizin için Allah Rasûlü’nde güzel örneklik vardır.” (Ahzâb, 33/21) buyurur.

Efendimiz ise:

Ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunuz.” buyurarak, eşlerini, kızlarını ve arkadaşlarını örnek alarak gösterir.

EVET DOSTLAR!

Asr-ı saadet bizim için hüzünlenip geçeceğimiz bir nostalji değildir. Bilakis Asr-ı saadet, müşrik bir toplumdan Müslüman şahsiyetlerin / Bilge Kadınların inşa edildiği bir çağdır. Sahabe-i Kiram, ise örnek almamız gereken, bizi İslam’la buluşturup alnımızı dik tutacak şahsiyetlerdir. Onları ne kadar kendi dünyamıza taşıyabilirsek, o kadar kazanırız.

Bugün Bilgelik, özümüze dönerek, Allah ve Resulü’nün örnek olarak gösterdiği modelleri yaşadığımız çağa taşımak, örnekliklerini güncellemektir.

Ehl-i Beyt ve Sahabe nesli; hem fizik hem ruh dünyasında Allah Rasûlü (s.a.v.) bir ve beraber oldu. Sözlerini içselleştirdi, ahlakını örnek aldılar. Bugün bize düşen onları örnek alarak Efendimizin ruh ve gönül dünyasına girmektir.

Bizler bugün vahyi anlama, Kur’an’ı yaşama, sünnete tabi olma çabasının neresindeyiz!?..

Doğruluğu, çalışkanlığı, iffet ve hayasıyla örnek yaşam süren Ehl-i Beyt, bizim veya gençlerin rol model midir?

İşte bunu sorgulamak gerek Dostlar…

Unutmayalım ki, kişi bilmediğinin düşmanıdır. Ya sevmez veya ilgisiz kalır.

Haram ve helâlin birbirine karıştırıldığı, herkesin nefsine göre fetva verdiği bir dönemde, Efendimizle bir ömür geçirmiş örnek şahsiyetlere ilgisiz kalır, rehber olarak hayatımıza dahil etmezsek kendimize yazık ederiz.

Onlar inandıkları dine gönülden inanmış, inandıkları dinin boyasıyla boyanmış, kalplerini ve akıllarını vahiyle aydınlatmış insanlardı. Dinleri dertleri, dertleri dinleriydi. Dinleri için sevinir, dinleri için üzülürlerdi. Varları, yokları, aşkları, sevdaları dinleriydi. Hayata Allah ve Resûlü’nün bak dedikleri pencereden bakarlardı. Onlara komşu olmayı dualarından eksik etmeyen bizler bugün hayata hangi pencereden bakıyoruz!..

Sevgili Gençler, Aziz Anneler!

İşte Gökteki yıldızlar gibi olan Peygamber eşleri, Peygamber kızları, sahabe efendilerimiz önümüzde en güzel örnekliğiyle duruyor. Her birinin hayatı her Müslüman gencin rüyalarını, hayallerini süslemeli değil mi!?.. Kah onlarla Bedirde kılıç kuşanmalı, kah Uhud’da gözyaşı dökmeli. Kah çocuklarıyla oynamalı, kah mescidi nebi de huzuru Resûlullah ile oturup sohbeti cananı yudum yudum içmeli. Sizce de özenilecek ve imrenilecek hayat onların hayatları değil mi?!..

Aşkta, yiğitlikte, bahtiyarlıkta onlarda! Zorluğun bin bir rengi, çilenin bin bir türlüsü onlarda. Modern Çağın Zeynepleri, Fatımaları, Esmaları, Çağın Ali’leri, Mus’abları olmak için, sevebilmek için, tanımak gerek. Tanımak için okumak, anlamak, içselleştirmek, sormak ve öğrenmek gerek.

Kültürümüze yabancıları insanları taklit hastalığını bırakıp, onlara ittiba etmek, Ehl-i Beyt ve Sahabe Müslümanlığına yönelmek gerek.

Sevgili Gençler!

Peygamber Efendimizin Ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine tâbi olursanız hidayete erersiniz” buyruğunu uyup, Sen de yıldızını seç! Hangisine tabi olacaksan onu tanı, onu Rehber edin, ayak izlerini takip et!…

Bu gün; İffetiyle, edep ve hayâsıyla ilim öğrenen, akılını vahyi okuma, anlama ve insana hizmette kullanan, cömertliği şiar edinen, sıkıntılara sabırla karşılayan her genç bu günün Hatice’si, Fâtıma’sı, Zeyneb’i, Aişe’si, Rumeysa’sıdır.

Taşkınlıktan uzak, edebiyle göz dolduran, hayır meclislerinde bulunan, konuşmayı değil susup öğrenmeyi şiar edinen her genç, bugünün Usâme’si, Abdullah b. Ömer’i, Abdullah b Abbâs’ıdır.

İşte Hanımlar Âleminin Sultanı: Hz. HATİCE BİNTİ HUVEYLİD:

Vahyin ilk muhatabı ve İslam peygamberinin istişare yaptığı kadın. İffetin, vakarın, cömertliğin, vefanın sembolü Hz. Hatice!

Örnek yaşantısı, tavır ve davranışlarıyla topluma kök salan, cahiliye tabularını bir bir yıkan Hz. Hatice.

İnsanları doğru okumayı, olayları doğru ve gerçekçi bir şekilde değerlendirmeyi, daima hakka doğru yürüyen Hz. Hatice.

Çok zeki ve akıllı olduğu kadar ahlaklı ve iffetliydi. Sözlerindeki fesahat ve nezaketi, tavır ve davranışlarındaki asaleti, becerisi ve başarısıyla kısa sürede insanların takdirini kazandı.

Efendimiz, halkın sevip saydığı, hal ve hareketlerini takdir ettiği hanımlar sultanının kıymetini her zaman bildi. Ona genç yaşlarından itibaren Seyyidet-ü Nisâu Kureyş Kureyşli Kadınların Hanımefendisi lakabını vererek onura etti.

Ahlaksızlığın kol gezdiği, zinanın yaygınlaştığı, insanî değerlerin kaybolmaya yüz tuttuğu bir zaman ve zeminde yetiştiği hâlde, hayâsızlık bir tarafa ciddiyetsizlikten bile uzak durdu. Görenleri gıpta ettirecek kadar nezih bir hayat yaşadı. İçki, kumar ve zinanın meşrulaştığı bir toplumda, sosyal hayatın içinde aktif bir şekilde yer almasına rağmen, kendini her tür kötülüklerden koruyarak iffet ve namus timsali hanımefendi olmayı başardı.

İFFET TİMSALİ OLDU.

İffet ve nezahetini takdir eden insanlar, ona her zaman hayranlık ve gıpta ile baktılar. Genç kızlara onun faziletini anlatarak, örnek gösterdi, TâhireTertemiz Hanım lakabını verdiler.

Hayatın zorluklarıyla pişip olgunlaştı. Acılar, ayrılıklar ve hüzünlerden çok şey öğrendiği, sevgi, saygı mutluluk ve huzur dolu günlerden ders çıkardı. Bilgiyi Bilgeliğe Çevirmeyi bildi.

Kâbe’de duyduğu sözler, aklında bilgi, yüreğinde duygu, hayatında ışık oldu.

Beklenen son peygamberin izini adım adım takip eden Hz. Hatice, etrafına eşsiz bir basiretle bakıyor, kimsenin görmediğini görüyordu. Bir bayram sabahı evinden çıktı. Her yıl olduğu gibi bayram kutlamalarına katılmak üzere Kâbe’ye gitti. İlk olarak Kâbe’ye tavaf etti. Tavaf bitince ellerini semaya kaldırdı. Tüm samimiyetiyle Rabb’ine yönelerek dua ettikten sonra Kâbe’nin diğer tarafında bayram kutlama yapan Kureyşli hanımların yanına gitti.

Çok geçmeden yanlarına yaklaşan biri yüksek sesle konuşmaya başladı. Konuşan, kalbi beklenen son peygamberi görme aşkı ile yanan Yahudi âlimlerden biriydi. Büyük bir heyecanla hanımlara seslenen âlim:

Ey Kureyşli hanımlar! Bilmenizi isterim ki çok yakında bu topraklarda büyük bir olay olacak! Memleketinizden büyük bir peygamber çıkacak. Onun kıymetini bilin! Onunla evlenme fırsatını yakalayan hanım sakın ha bu fırsatı kaçırmasın. Onunla evlenerek kendisine destek olsun! Diyordu.

Yahudi’nin sözleri ve uyarısını duyan Hz. Hatice şaşkınlıktan dona kalmıştı. Yıllardır özlemle beklediği haber hayal değil, gerçeğin ta kendisiydi. Koşarak Yahudi âlimin yanına gitti ve bahsettiği peygamber hakkında bilgi almak istedi.

Âlimin söylediklerini yalnızca o pür dikkat dinlemişti. Çünkü o Hakk’a götürecek bilginin peşindeydi. Diğer kadınlar çoğu dinlemek bir tarafa, kendilerini rahatsız ettiği ve eğlencelerini böldüğü için adama ateş püskürdü.

Yahudi âlimin sözleri, Hz. Hatice’nin kalbinin derinliklerinden geleceğe doğru nurdan bir pencere açmıştı sanki. Gönül penceresinden yıllar sonrasını seyrederken duyduğu sözleri tekrar tekrar içinden geçirdi, uzun uzadıya düşündü. Ardı arkası gelmeyen sorular uzunca bir süre zihnini meşgul edip durdu.

Yahudi âlimin sözlerini duyduktan sonra son peygamberi bir an olsun aklından çıkarmayan Hz. Hatice, sık sık rüya görmeye başladı. Her seferinde rüyanın etkisiyle uzun süre gördüklerini tekrar tekrar düşündü, anlamını çözmeye çalıştı. Rüyasının peşine düştü bilgisiyle, iffetiyle.

Eşi peygamber olduğunda başına neler gelebileceğini, kendini ve ailesini ne tür sıkıntıların beklediğini tahmin edebiliyordu. Bilgelik sıkıntılara katlanmak değil miydi? Bütün bunları gördüğü halde hiçbir zaman tereddüt etmeden yoluna devam etti. Aklını, tecrübelerini ve malını eşinin hizmetine amade kıldı. Efendisine hizmeti bir ibadet neşesi içinde sürdürdü.

Hz. Hatice, ömrü boyunca insanlığın kendisini örnek alacağı mükemmel bir hanım, mükemmel bir eş, mükemmel bir anne oldu. Annelerin toplumdaki yerinin belirlenmesine ve hanımların sosyal statülerinin yükselmesine önemli katkı sağladı.

O, sosyal hayatı dolu dolu yaşayan bir tacir, büyük bir davaya omuz veren mücahide, malı ve canı ile mücadele eden dava insanı, kendisini davasına adayan büyük bir ruhtu. Basiret, sabır, sebat, cesaret, cömertlik gibi değerleri şahsiyetinde toplayan mükemmel bir hanım, yetimlerin annesi, fakir ve düşkünlerin hamisi, kelimelerin kendisini anlatmakta yetersiz kaldığı eşsiz bir kadındı.

Peygamber Efendimiz bir gün kemâlin zirvesindeki hanımları elini semaya kaldırarak zikredecek:

Zamanındaki hanımların en hayırlısı Meryem binti İmrân idi. Zamanının en hayırlı hanımı ise Hatice binti Huveylid’dir.” buyuracaktı.

Eşsiz basireti sayesinde, Efendimizi diğer insanlardan çok önce tanıdı. Tereddütsüz iman etti. Vahyin her aşamasında Efendimizle istişare etti. En sıkıntılı günlerde yanında oldu. Destekledi. Derdine, sıkıntısına ortak oldu.

Efendimiz:

Kâhin olmaktan endişe ediyor, aklımı yitirmekten korkuyorum! dediği her seferde anlattıklarını pür dikkat dinledi. Bilgeliğin getirdiği cesaretle:

Endişe etme! Allah seni mutlaka muhafaza eder. Çünkü sen, akrabalarını görüp gözetir, zorda kalanlara yardım eder, ihtiyaç sahibinin ihtiyacını giderir, misafire ikram edersin. Sıkıntı anında Hakk’ın yanında yer alır, haklıya destek olursun…, diyerek teselli etti, yüreklendirip korku ve endişelerinin yersiz olduğunu anlattı.

Hz. Hatice, ilklerin kadınıydı. İlk Müslüman, ilk davetçiydi. Evi ilk Davet Merkezi, oğlu Hâris, İslam’ın ilk şehidiydi. Abdest alan ve namazı kılan ilk kişiydi.

Mekke’nin en zengin kadınıyken İlk Sürgünü yine o yaşadı. Ömrünün son üç yılını, çocukları ve Efendisi ile birlikte sürgünde, bir çadır içinde geçirdi. Büyük sıkıntılar ve acılar yaşadı. Tüm sıkıntıları sabırla göğüsledi.

Dünyaya gözlerini erken açmış, Hakk’a erken uyanmıştı. Vefat ettiği yıl, tarihe Hüzün Yılı olarak geçti.

Ne mutlu onu örnek alanlara!

Vahyin ışığında, yetişen diğer bir BİLGE KADIN: Sabır ve sebatla Bilgelik yolunda ilerleyen Nübüvvet evinin ilk goncası Hz. ZEYNEB’di. (r.anha)

Hz. Hatice ile Rasûlullah’ın İlk Kızları

İnsanların kız çocuğun olduğu için içleri kederle dolduğu, öfkeden yüzleri simsiyah kesildiği karanlık bir devirde dünyaya gözlerini açtı. Lakin onun babası böyle değil, aksine “Ben kız babasıyım” diye iftihar eden Rahmet peygamberiydi.

Çocuk yaşta İslâm’la şereflenen ilk genç kız oldu.… Eşine rağmen vahyin peşinde koştu, hayatını vahiyle ilmek ilmek örerek, sabırla bilgiyi Bilgeliğe çevirme yolunda bir ömür harcadı.

Hz. Zeynep; İsmi ile müsemma, örnek bir hanım. Babasının Süsü. Sevgi ve rahmet pınarından beslenen asalet timsali hanımefendi.

İslam ile şereflendiğinde en büyük arzusu eşi Ebü’l-As’ın iman etmesi oldu. Açılmak için uygun bir vakti kolladı. Zamanı geldiğine inandığında:

-Ben Müslüman oldum! dedi. Lakin eşi çok istediği halde iman etmeye cesaret edemedi.

Vallahi baban Muhammedü’l-Emin dir. O şaka bile olsa yalan söylemez. Ancak ben, kendime karısını hoşnut etmek için atalarının dinini terk etti dedirtmek istemem, diyerek teklifi reddetti. O günden itibaren Hz. Zeynep için çok zor günler başladı.

Eşine rağmen bir taraftan yeni gelen vahyi öğreniyor, ezberliyor bir taraftan da eşinin iman etmesi için sürekli duâ ediyordu. O büyük davanın öncülerindendi. Payına da hep sabır düşmüştü. Yıllar yılı sessizce sabretti. İmanından da asla taviz vermedi.

Bilge olmak, tüm korkularından sıyrılıp, rehavete düşmeden, çizdiğin yolda devam edebilecek kadar cesur ve savaşçı bir ruha sahip olmak demek değil miydi?..

Hz. Zeynep inancı uğruna önce babasından, kardeşlerinden sonra eşinden ayrıldı. Her şeye rağmen inancından ve doğru bildiğinden asla taviz vermedi. Bilgelik yolunda onun payına hep ayrılık ve sabır düştü. SABRIN SEMBOLÜ oldu. Hayatı sabırla geçti.

Allah her şeye kâdirdi. Her şeyi görüyor ve biliyordu. O’na tevekkül etti. Duâ ve niyazda bulundu.

Nimet ne kadar büyükse imtihan o kadar zor, Talep edilen şey ne kadar yüceyse imtihan o kadar ağırdı. Lâkin dünya imtihan yeriydi. Peygamber kızlarının imtihanları çetin geçiyordu.

Hz RUKİYE (r.anha) Efendimizin ikinci kızı…

İslâm davası uğruna akla hayale gelmedik sıkıntılara maruz kalan, belâları sabırla göğüslemesini bilen örnek neslin örnek insanı…

Hz. Hatice gibi adanmış davâ şuuru ile donanmış bir annenin yanında büyüdü. Eğitimini, edebini, görgüsünü, ahlâkını aile yuvasında tamamladı. Sevgiyi, saygıyı, şefkati ve merhameti rahmet pınarı baba ocağında öğrendi. Hayâ timsali ilk Müslümanlardan bir eş düştü nasibine. Hz. Osman.

BİLGELİK; İnandığı gibi yaşamak için gerekli durumu ve koşulları oluşturmak, riske girebilmek ve girilen risklerde sonuca ulaşabilmek için gerekli sebatı gösterebilmek değil midir?

İnancı uğruna, dini vecibelerini özgürce yapabilme uğruna, Vatandan, aileden ve rahmet pınarı Efendimizden ayrılmak, bilmedikleri topraklara bin bir zahmetle yürümek, inancı uğruna diyar diyar gezmek elbette çok zordu.

Zalimlerin baskısından kızını yolcu edemeyen Alemlerin Efendisi, hüzün dolu bir kalple Rabbine yöneldi:

Allah yardımcıları olsun, diye dua etti. Sonra:

– Osman, Allah yolunda, Lût’tan sonra ailesiyle hicret edenlerin ilkidir.” buyurdu.

Bilgeliğin ilk adımı, putları elinin tersiyle itip iman sarılarak takvaya ulaşmaktır.

İkinci adım, halk içinde Hakk’la olmayı başarmak, büyük günahlardan kaçınmak, küçük günahları uzak durmak ve farzları eda etmeye konusunda hassasiyet göstermektir.

Üçüncü adım, bütün benliği ile Allah’a dönmek ve insanı Allah’tan alıkoyan şeylerden uzak durmak, hayatı Allah beni görüyor, Allah beni duyuyor bilinciyle yaşamaktır.

Gerçek bilgelik, Ey imân edenler! Allah’tan, O’na yaraşır şekilden korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.” (Âli İmran, 3/102) ayetinde işaret buyrulan ihsan makamındaki takvaya sahip olmaktır. Dünyadan ihtiyacı kadar faydalanıp, zühde sarılmaktır. İşte bunun en güzel örneğini sergileyen genç kızlarımıza örnek bir hanım sahabe:

HZ. FATIMA (r.anha)

Allah Rasûlünün son çiçeği… Seyyidül Enbiyanın neslini devam ettiren, göz bebeği, can parçası…

Hz. Ali kerremallahu vechenin zevcesi… Cennet gençlerinin efendileri Hz. Hasan ve Hüseyin’in anneleri… El değirmeniyle buğday öğütüp tandırda ekmek pişiren “Gönüller Sultanı”

Ehl-i Beyt’in anası, ümmetin hanımlarının seyyidesi…

Cennet hurilerinin hanımefendisi…

Efendimizin müjdesiyle kendisini gönülden seven müminlerle cehennem arasında perde olacak can parçası. Kızıma Fatıma ismini vermemin tek sebebi, Allah’ın onu ve onu sevenleri Cehennemden uzak tutacağı hakikatidir” buyurdu.

En küçük kızıydı Nebî’nin. Aydınlık yüzlü bir kız! Bunun için “Zehrâ” dendi ona. Sonra büyüdü, genç kız oldu. İffetli bir kız! Bu nedenle ona:  Dünyevi heveslerden uzak, ibadet için kendisini Allah’a yönelten, iffetli ve namuslu kadın” anlamında “Betül” dendi.

Babacığında merhameti ve güzel ahlâkı, anneciğinde asaleti, cömertliği, eşine yaptığı hizmeti, hürmet ve muhabbeti gördü. Nakış nakış, ilmek ilmek ruhuna işledi…

Kuran-ı İslam peygamberinin dilinden bizzat duydu, öğrendi. Ruhunu vahiyle arındırdı. Hayatını Kuran-ın buyruklarına göre düzenledi.

Akranlarının gününü gün ettiği, eğlenceden eğlenceye koştuğu, cehaletin boyasına boyanıp nefisinin arzularına teslim olduğu, sahte sözlerin peşine takıldığı bir zaman ve coğrafyada O, gerçek bilgiyi, hikmeti, bilgeliği talep etti. Hayatını buna adadı.

Aklını faydalı ilimle ve fiillerini salih amel ile süsledi. Bilgeliğini,‘hakkı hak bilip ona uymak, batlı batıl bilip ondan sakınmak’ ta gösterdi. Burada durup düşünmek gerek:

Bu gün o dönemin cahiliyesini aratmayan bir ortamda yaşayan bizler, “Rabbinin adıyla oku!” emrinin neresindeyiz? Okumalarımız, öğrendiğimiz bilgiler ya da bilgeliğimiz ne adına!?

Acaba neler işliyoruz ruhunuza… Bedenimizi, evlerimizi, hayatımızı, çevremizi neler süslüyor…

İnsan, bilgiyi yaşamda kullandıkça, tecrübe ettikçe bilgeliğe ulaşır. İslâm uğrunda çile çeken Hz. Fatıma da, fedakârlığın en güzel bu yolda sıkıntılara katlanarak, yaşayarak öğrendi.

O, hassas ruhlu, naif biriydi. Yaşından beklenmeyecek derecede yüce bir ahlâka sahipti. Üstün bir zekâsı, halîm ve selîm bir yapısı vardı. Son derece mütevaziydi. Söz ve davranışlarında vakurdu. Çok az konuşurdu. Ağzından çıkan sözler inci danesi gibi hikmetler saçardı. Cömertti, zâhidâne yaşamayı severdi.

El değirmen çevirmekten avuçlarının içi kabardı. Ama yokluktan, yoksulluktan hiç şikâyet etmedi. Zâhidâne bir hayat yaşayıp kimseye dert yanmadı. O günlerde Medine’ye esirlerin getirildiğini duyunca babasından kendisine bir hizmetçi vermesini istedi. Rahmet Peygamberi kızına: “Sana istediğinden daha hayırlısını haber veremi ister misin?” Cebrâil’in bana öğrettiği şu kelimeleri her namazın sonunda oku! Bu senin için hizmetçiden daha iyidir.

Otuz üçer kere “Subhanallah, Elhamdülillah ve Allahü Ekber” diyerek tespih etmesini ve sonunda da “La ilahe illallahu vahdehü la şerike leh, lehü’l-mülk ve lehü’l-hamd ve hüve ala külli şey’in kadir” şeklinde dua etmesini tavsiye etti.

O bunu yüce bir gönüllülükle kabullendi. Eşi ne olduğunu sorunca olanları dünyam için gittim, Ahiretim için döndüm diye özetledi. Böylece Efendimiz’in yüce ahlakının bir parça olan kanaat, Fatıma aynasının Kanaat sırrı oldu. Sadece bu örnek bile; Kanaat nedir bilmeyen bir toplumun mensupları olarak bizlere yeter…

Bir savaş dönüşü çocuklarının kollarına gümüş bilezikler takmış, kapıya da işlemeli bir örtü asmıştı. Babası adeti üzere kapısına vardı ve içeri girmeden geri döndü. Hz. Fâtıma buna çok üzüldü. Üzüntüsünü eşiyle paylaştı. Sebebini öğrenmek isteyen Hz. Ali, de Rasûlullah’a koştu, Fâtıma’nın üzüntüsünü arz etti. İki Cihan Güneşi Efendimiz birazcık sitemle: “Benim dünya ile ne işim var? Benim işlemeli perde ile ne işim var?” buyurdu. Bunun üzerine gümüş bilezikler çıkarıldı, perde yerinden indirilip ihtiyaç sahiplerine gönderildi. Rasûlullah’ın istemediği bir şeyi onlar hiç istemezlerdi. Bilgelik yolunda atılan adımlardı bunlar.

Onlar için Ebedî hayatı kazanmak ve Allah’ın rızasına erebilmek her şeyden önce gelirdi. Kendileri yemez, ihtiyaç sahiplerine yedirirlerdi. Kendileri muhtaç oldukları halde başkalarına verirlerdi.

Nafile oruç tuttukları bir akşam kapılarına bir fakir geldi. “Allah için” diyerek bir şeyler istedi. Kendileri için hazırladıkları iftarlıkları hiç düşünmeden olduğu gibi fakire verdiler. Peş peşe üç gün aynı vakitte aynı manzara yaşandı. Üç gün bir şey yemeden peş peşe su ile oruç tuttular. Onların bu güzel hali, gönüllerindeki engin infak şuuru Allah Teâlâ’nın hoşuna gitti ve âyet-i celîle ile methü senâ edildiler. İnen her ayet bilgeliklerini daha da artırdı.

Ar damarlarının çatlayıp, Hayâ perdesinin aralandığı günümüzde imanlı, tesettürlü kızlarımıza ne güzel bir Rol modeldir Hz. Fâtıma’nın şu sözleri:.

Vefatına yakın günlerdi. Yanında başka bir bilge kadın Hz. Esmâ binti Umeys vardı. Daru’l-Erkam’da yetişen, inancı uğruna vatanını terke edip çölleri aşarak Habeşistan’da İslam’ı temsil eden İslam dininin öncü şahsiyeti Hz. Esmâ; Peygamber goncasının arkadaşı. Hz. Fâtıma ona:

Ben kadınlara yapılan cenaze merasiminden hoşlanmıyorum. Kadınlar kefene sarıldıktan sonra kabre erkeklerin ellerinde götürülüyor. Vücutlarının hatları belli oluyor, insanlar onları görüyor. Yarın musallada erkeklerin, vücudumun yanı başında olacak olmasından hayâ ederim!” demişti.

O zamanlar kadınların cenazesi kefene sarılıp götürülürdü. Hz. Esma, bilgiyi bilgeliğe dönüştürün hanım sahabe. Evde bulunan hanımlardan birine yaş hurma dalları ve yaprakları getirtti. Onlarda sanduka yaptı. Habeşistan’da hanım cenazelere hurma dalından çadır gibi örgü yaptıklarını Hz. Fâtıma’ya gösterdi. Onun da hoşuna gitti ve böyle bir tabut yapılmasını söyledi. Hz. Fâtıma yine hayâsından dolayı eşi Hz. Ali’ye:

Beni gece defnet! diye vasiyet etmişti. Eşinin vasiyetini yerine getirmek için insanların evlerine gitmesini bekleyen Hz. Ali, gece olunca fazla kişiye haber vermeden, eşini sessiz bir şekilde Cennetü’l-Bâkî’ye defnetti.

Kefene sarılı bedenini erkeklerin görmesinden hayâ eden, gece defnedilmeyi isteyen Hz. Fatıma’nın şahsiyeti, sosyal medyada boy gösteren imanlı, tesettürlü kızlarımıza örnek olmalı değil midir?

Onun hakkında o kadar çok şey söylenebilir ki, ama biz sadece Sözün Sultanı’nın lisanından bir söz aktarmakla yetinelim. Efendimiz buyuruyor ki: Allah hanımlar âlemi içerisinden 4 hanımı, diğer tüm hanımlara üstün kıldı. Bunlar, Firavun’un hanımı Asiye, İsâ’nın annesi Meryem, Huveylid’in kızı Hatice ve Muhammed’in kızı Fatıma’dır.”

Allah Resulü’nün (s.a.s.) “Allah’ım! Ben onları seviyorum. Sen de onları sev. Onları sevenleri de sev” buyurduğu gibi biz de onları seviyoruz.

Rabbim! Onları sevdiğin gibi bizleri de sev!…

Bir Başka Örnek:

Müminlerin Bilge Annesi ve Fıkihe Kadınların Öncüsü: Hz. AİŞE (ranha)

Kur’an’a göre Hz. Peygamber’in hanımları müminlerin anneleridir. Peygamber hanımı olmanın da farklı bir sorumluluğu vardır. Hz. Peygamber’in hanımları arasında Hz. Aişe ise müstesna bir yere sahiptir. O, ilmî şahsiyeti ve sosyal faaliyetleriyle ön plana çıkmış, müminlerin bilge annesi ve fıkıh alimlerini öncüsü olmuştur.

Risaletin 4. yılında Mekke’de Vahyin kucağına doğdu. Temellerini babasının evinde attığı bilgi ve ilmini, Hz. Peygamber ile beraber olduğu yıllarda geliştirdi. İlim irfanda kadınlar arasında haklı ve müstesna bir yere ulaştı.

Hiç kimse sadece okuyarak, başkalarının sözlerini ve yaşam deneyimlerini dinleyerek bilge olamamıştır. Bilge olmak yeri geldiğinde, insanı çileden çıkara sözlere ve atılan iftiralara kulak tıkayabilmektir. Bilge olmak tüm korkularından sıyrılıp, rehavete düşmeden, hak yolda cesurca yürüyebilmektir.

Hz. Aişe de, Hz. Peygamberle savaşlara katılmış, Benî Mustalik Gazvesi’nde çirkin bir iftiraya maruz kalmıştı. Olay tarihe İfk hadisesi olarak geçmişti. Hz. Aişe, bu olay karşısında sukut orucuna sarılmış, sabırla dua dua Rabbine yalvarmıştır. Yüce Allah, onun iftiraya uğradığını ifade etmek, temize çıkarmak ve masum olduğunu ortaya koymak için hakkında ayetler indirmiştir.

O, zekâsı, derin anlayışı, güçlü hafızası, güzel konuşması, ilme olan düşkünlüğü, Kur’ân-ı Kerîm’i ve Hz. Peygamber’i en iyi şekilde anlamaya çalışmasıyla dikkat çeker. O, her fırsatta Hz. Peygamber’e sorar, onunla ilmi müzakereler yapar, kadınların ilme ulaşması için onlarla Hz. Peygamber arasında aracılık ederdi.

Geceleri namaz kılan, gündüzleri genelde oruçlu olan Hz. Aişe, aynı zamanda bir ahlak abidesiydi. Kimsenin aleyhinde konuşmayı sevmezdi. Kanaatkâr, mütevazı, vakarlı ve cömert bir kişiliğe sahipti. En önemli özelliklerinden biri, öksüz ve fakir çocuklarla yakından ilgilenmesi idi. Onları himayesine alır, terbiye ve eğitimleriyle ilgilenir sonra da evlendirirdi.

Hz. Aişe, Hz. Osman’ın hilafetinin ikinci döneminde, bazı icraat ve atamalarının isabetsiz olduğuna kanaat getirdiği için sert sözlerle muhalefet etti. Bunu yaparken hep Peygamber hanımlarının vakarlarını korumak adına evlerinde oturmalarını emreden ayete muhalif davrandığını düşündü. Bu ayeti her okuduğunda gözyaşı döktü, bir daha siyasi olaylara karışmadı, Medine’de sakin bir hayat yaşadı, kendisini ilme ve dini anlatmaya adadı.

Sevgili Geçler! Dostlar!

Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’e göre Hz. Peygamber’in eşleri müminlerin anneleridir. Annelerimizin hayatları örnek alacağımız, ailevî hayatımızda ki çıkmazlara çözümler bulacağımız hayatlardır. Onlar Efendimizin her anının şahitleridir. Ona sordukları her soru, danıştıkları her mesele, aldıkları her cevap, öğrendikleri her bilgi İslam’ı en güzel yaşamanın birer anahtarı.

Onlar ilim yuvasından süzülen ışık hüzmeleridir.

Sıkıntılı zamanında Efendimizin dert ortağı Sevde binti Zem’a.

Düşkünlerin annesi Zeynep binti Huzeyme.

Sorduğu sorularla rahmetin inmesine vesile olan Hz. Ümmü Seleme. Ve diğerleri…

Örnek bir anne, örnek bir eş nasıl olur?” sorusuna verilebilecek en doğru, en güzel ve en ideal cevaptır her birisi.

Onları tanımakla ideal bir anne ve eş olmanın formüllerini elde edeceğiz.

Onları tanımakla onlara layık evlatlar olmanın yollarını öğreneceğiz.

Onları tanımakla “Saadetler Asrı”nın ılık ve tatlı esintilerini evlerimizde ve gönüllerimizde hissedeceğiz. Çatırdayan aile kurumumuzun güçlenmesi, sıcaklığını yitirdiğimiz yuvalarımızın cennet bahçeleri haline gelebilmesi, kaybolmaya yüz tutan değerlerimizin yeniden kazanılmasıyla mümkündür.

Yediği tokata aldırmadan Hz. Ömer`e meydan okuyan, sarsılmaz imanıyla dimdik ayakta durarak Hz. Ömer’i imanına vesile olan kız kardeşi Fatıma binti Hattab,

Müşriklerin zulüm ve işkencesine aldırmadan Allahu Ehad / Allah Birdir! diyerek Allah yolunda ilk şehit düşen kadın HZ SÜMEYYE,

Uhud savaşında ki mağlubiyet esnasında Rasulullah’ı koruyan, Allah Resulü (a.s.m.) “Uhud savaşında sağıma soluma ne tarafa baktıysam, onun benim için savaştığını gördüm.” sözleriyle yaptığı büyük fedakârlığını ifade edip, onu cennetle müjdelediğiAllah’ım! Onları cennette benimle beraber kıl!” diye dua buyurduğu, ÜMMÜ ÜMÂRE / Nesibe binti Ka’b…

Bir başka Bilge Kadın: KIBRIS ŞEHİDİ-HALA SULTAN

İslam için eşinin karşısında bile dik duran, biricik evladı Enes b. Mâlik’i on yaşında Hz. Peygamberin hizmetine adayan fazilet timsali hanım

ÜMMÜ SÜLEYM binti MİLHÂN: “Cennete girdiğinde önümde bir ayak sesi duydum. Ön tarafta yürüyordu, yaklaştığımda Gumeysa olduğunu gördüm.” sözleriyle Cennetle müjdelenen Bilge bir hanım.

Uhud savaşında eşi, oğlu ve kardeşini şehit verdiği halde Peygamber Efendimizin yaşadığını öğrenince, “Küllü Musîbetin Ba’dehû Celel / Değil mi ki, Allah Resulü (s.a.v) iyi. Ondan Sonra Bütün Musibetler Hafif kalır!” Sözünü tarihe altın harflerle yazdıran hanım, HİND BİNTİ AMR

23 yıl boyunca risalet davasına omuzlayan öncü şahsiyetler… Kolay ve ucuz zamanların değil, zor ve bedel isteyen zamanların yiğitleri…

Farklı sosyal statülere mensup iman erleri! İçlerinde zengin de var, fakir de, hür olan da var, köle olan da, genç de var yaşlı da.

Evlerini Kur’an ve Hadis merkezi, ilim ve irfan ocağı haline getiren nice sahabi…

İşte Bugün, 21’inci yüzyıl Müslümanları olarak böyle bir sahabe ruhuna ihtiyacımız var. Böyle bir nesle ihtiyaç var.

Zaman bendedir ve mekan bana emanettir şuurunda bir gençlik!

Sahabe gençliği gibi dinamik, çalışkan, cömert, fedakâr, yürekli ve tavizsiz gençlere bugün her zamankinden daha çok muhtacız. İslâm davasının bayrağını şerefle taşıyacak, inancına hizmeti en büyük şeref telakki edecek, İslâm kardeşliğini bizzat yaşayacak, vatanına milletine sahip çıkacak, hizmet edecek, İslâm ümmetinin dertlerini dert edinecek bir gençlik…

Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmet siniz, iyiliği emreder kötülükten meneder ve Allah’a iman edersiniz. Ali İmran, 110 hitabını rehber edinen bir nesil.

ALLAH’IN İSTEDİĞİ GİBİ İYİ BİRER GENÇ OLABİLMEK!

Beyyine suresinde buyurduğu gibi Allah (c.c) ALLAH ONLARDAN RAZI ONLARDA ALLAH TAN RAZI olan mümin olabilmek… Böyle bir nesli yetiştirmek / yetiştirebilmek elbette mümkün?

Cennette yanı başlarında olmayı talep ettiğimiz, Dualarımızda sıkça andığımız, çoğumuzun isimlerini taşıdığı bu kahramanları, ailece tanımak, evlerimizin başköşelerine konuk etmek, onların bereketli hayatlarını aile hayatımızda yaşatarak onları hayatımıza misafir etmek.

Dostlar! Sevgili Gençler! Muhterem Anneler! Bu gün işimiz,

Nasıl İdeal İslam Şahsiyeti Olunur ve Nasıl İslam Şahsiyetleri Yetiştirilir? Derdine düşmek olmalıdır.

Evlerimizi Vahyin konuşulduğu, Siyer ve Hadis kitaplarının başköşede yer aldığı Darü’l-Erkamlara, sohbet ve muhabbet sofralarımızı Suffalara çevirebilmek.

Darü’l-Erkam ve Suffa, Peygamber Efendimizin bize miras olarak bıraktığı nebevî bir miras, günümüze uyarlanarak ihya edilecek güzel birer model ve örnektir. Aramızdaki tek fark 14 asırlık bir zaman dilimi ve coğrafyanın değişikliğidir.

Değer verdiğimiz mekanların Daru’n-Nedve ve Mescidi-i Dırarlara dönmesini, içindekilerin Abdullah b. Übeylere benzememesini istiyorsak Darü’l-Erkam ve Suffaları çoğaltmalıyız. Çünkü tabiat boşluk kaldırmaz. Bizim boş bıraktığınız yeri birileri doldurur. Dolduruyor da.

Bugün Darü’l-Erkam olma yolunda yürüyenlerle, hiçbir şey yapmayıp yatanların evlerine baktığınız da çok rahat bir şekilde bunları görmekteyiz. Bu iki evin azıkları farklı, gündemleri farklı, dünyaları çok farklıdır. Farklı oldukları için, ortaya çıkan sonuçlar da farklıdır.

Darü’l-kurra, Darü’l-Erkam olmaya aday evlerin azıkları; Kur’an’dır, ilimdir, irfandır, hikmettir. Sermayeleri imandır, seccadedir, gözyaşıdır, merhamettir, sevgidir, paylaşmakdır… Bu evlerin hedefi inşa olmak ve inşa etmektir. Bu evin sakinleri boş işlerin değil, ulvî işlerin sevdalılarıdır. Kavga etmeye dahi fırsatları yoktur. Hal böyle olunca, böyle bir evden bu çağın Haticeleri, Fatımaları, Aişeleri, Nesibeleri, Sümeyraları, Musabları, Hamzaları, Alileri yetişecektir.

Eğer bir ev Daru’n-Nedve olma yolunda ilerliyorsa o evin azığı; kavgadır, gürültüdür, tahammülsüzlük ve kanaatsizliktir. Sermayeleri küfürdür, dedikodudur, tecessüstür, boş iş ve sevdalardır. Bu ev kendini boş işler uğruna imha ettiği gibi başkalarını da imha etmeyi düşünmeye başlamıştır. Bu evlerde bereket adına hiçbir şey kalmaz, huzur namına hiçbir şey bulunmaz.

Bugünün Darü’l-Erkamları, Darü’l-kurraları, İlim meclislerini kurmakta en büyük rol biz hanımlara düşmektedir. Ecdadımız, “Yuvayı dişi kuş yapar.” demiştir. Bu bakımdan yuvaya sahip çıkmada biz kadınların göstereceği feraset, gayret ve fedakârlık büyük önem arz eder.

Abdullah ibn-i Mesûd –radıyallâhu anh-’ın şu rivayeti bu durumu ne güzel ifade eder:

Ashâb-ı kirâmdan biri evine girdiğinde hanımı ona derhal şu iki suali tevcih ederdi:

1-Bugün Kur’ân’dan kaç âyet nâzil oldu?

2-Allah Rasûlü’nün hadislerinden ne kadar ezberledin? Lütfen ezberlediğin ayet ev hadisleri bana öğret. Sahâbî, evinden çıkacağı zaman hanımı ona:

Allah’tan kork; haram kazanma! Zîrâ biz dünyada açlığa sabrederiz, fakat kıyamet gününde cehennem azabına sabredemeyiz!.. diye uyarırlardı.

Bu gün bu vasıflarla müzeyyen sâliha hanımlara ihtiyaç var… Rabbim, şu an burada anlattıklarımızı dua niyetine kabul buyursun. Evlerimiz vahyin okunduğu, vahyin müzakere edildiği, sünnetin yaşandığı evler olsun. Kızlarımız, oğlanlarımız Salih örnek insanlar olsun. Allah yolunda çabalarımız olsun. Arşa uzanan kabul olunan dualarımız olsun.

Konuşmamı yolunda harcanan çabaları en güzeliyle karşılık veren Rabbimizin Ali İmran Suresi 195. ayetini hatırlatarak nihayetlendireyim.

Rableri de onların dualarına şöyle icabet etti: Erkek olsun kadın olsun, çaba gösteren hiç kimsenin çabasını boşa çıkarmayacağım; sizler karşılıklı birbirinizi tamamlayan parçalarsınız. Kötülükten ve kötülük diyarlarından hicret edenlere, yurtlarından sürülenlere, yolumda eziyet çekenlere, savaşanlara ve öldürülenlere gelince: Onların kötülüklerini mutlaka örteceğim ve elbet onları Allah’tan bir ödül olarak içinden ırmaklar akan cennetlere sokacağım; zira ödüllerin en güzeli Allah katındadır.” (Âl-i İmran, 3/195)

Son söz yine Sözün Sultanının olsun.

Ya öğrenen ol, ya öğreten. Ya dinleyen ol, ya da onları sevenlerden; Ama sakın beşincisi olma. Yoksa helâk olursun.”

Peygamber Efendimiz’in bu sözünden ilham alarak diyoruz ki: “Ya Rabbi! Ya bizleri evlerini Hz. Erkam gibi risâlet davasına adayanlardan eyle. Ya bizleri bu evlerde Sahabe hasbiliği ile ilim talep eden talebelerden eyle. Ya da bizleri bu talebelere hizmet eden bahçıvanlardan eyle. Rabbim! Sakın bizleri yan gelip yatan, ömrünü, emanetlerini zayi eden, sağa sola laf atan, gelip geçene çelme takanlardan eyleme! (amin)”

Allah’ın selamı, bereketi, rahmeti üzerinize olsun. Allah’a emanet olun!

Paylaşmak Güzeldir